İçeriğe geç
Artvin Basın

Merak ettiren ayrıntılar, burçlara eğlenceli dokunuşlar

İlişkiler

Ben Dili: Cümlenin Ağırlık Merkezini Değiştirmek

Karşımızdakini tarif etmek yerine kendimizi tarif etmek, tartışmanın tonunu baştan değiştiriyor. Ben dilinin işe yarayan hâli nasıl kurulur?

Berrin Yalınel 3 dk okuma

İletişim üzerine söylenmiş sayısız öneri arasında en çok tekrarlanan ama en az uygulanan şeylerden biri "ben dili"dir. Kulağa fazla kitabi geldiği için çoğu insan bunu bir teknik olarak görüp geçer. Oysa mesele bir kalıp ezberlemek değil, cümlenin ağırlık merkezini değiştirmektir. Karşındakini tarif etmek yerine kendini tarif etmek.

Fark küçük görünür ama sonucu büyüktür. "Sen hep geç kalıyorsun" ile "Beklerken huzursuz oluyorum" cümleleri aynı olayı anlatır. Birincisi bir yargı, ikincisi bir bilgidir. Yargı savunma üretir, bilgi ise konuşma açar.

"Sen dili" neden kapıyı kapatır

Bir cümle "sen" ile başlayıp bir eleştiriyle devam ettiğinde, karşımızdaki kişi otomatik olarak kendini korumaya geçer. Zihni artık söylediğimiz şeyi anlamaya değil, itiraz üretmeye çalışır. "Hep" ve "asla" gibi kelimeler eklendiğinde durum daha da kötüleşir, çünkü bu kelimeler neredeyse her zaman abartılıdır ve karşı taraf tartışmayı kolayca oraya çekebilir: "Hep mi? Geçen hafta erken gelmiştim."

Böylece asıl mesele kaybolur. Konuşma, kimin haklı olduğunu kanıtlama yarışına döner. Oysa başlangıçtaki niyet çoğu zaman kanıtlamak değil, bir rahatsızlığı paylaşmaktı.

Cümleyi kurmanın basit iskeleti

İşe yarayan yapı üç parçadan oluşur. Önce olay, yorumsuz biçimde söylenir: "Dün akşam iki saat haber alamadım." Sonra duygu: "Endişelendim." En sonda ihtiyaç ya da istek: "Geç kalacaksan kısa bir mesaj atman beni çok rahatlatır."

Bu üçlünün en zor kısmı ilk parçadır. Olayı yorumsuz anlatmak sandığımızdan güçtür. "Umursamadan çıkıp gittin" bir olay değil, bir yorumdur. "Vedalaşmadan çıktın" olaydır. Aradaki farkı kurmak, tartışmanın yarısını daha başlamadan çözer.

İkinci parçada da dikkat gerekir. "Beni hiçe saydığını hissettim" cümlesi duygu gibi görünse de içinde gizli bir suçlama taşır. Saf duygular daha yalındır: üzüldüm, kaygılandım, yalnız hissettim, kırıldım. Bu kelimeler tartışılamaz; kimse bir başkasının ne hissettiğine itiraz edemez. Gücü de buradan gelir.

Üçüncü parça olan istek kısmında ise mümkün olduğunca somut olmak gerekir. "Daha ilgili ol" gibi bir talep, karşı tarafa ne yapacağını söylemez ve yerine getirilmesi imkânsızdır. "Akşam eve geldiğinde birkaç dakika oturup günün nasıl geçtiğini sorman" ise yapılabilir bir şeydir. Yerine getirilebilen istekler, ilişkide başarı hissi üretir; belirsiz olanlar ise sürekli yetersizlik hissi bırakır.

Sık yapılan hatalar

En yaygın hata, "ben" kelimesini bir kılıf gibi kullanmaktır. "Ben senin ne kadar bencil olduğunu düşünüyorum" cümlesi ben diliyle başlar ama tam bir sen dilidir. Kelimenin yeri değişmiş, niyet aynı kalmıştır. Karşı taraf bunu anında sezer.

İkinci hata, bu yaklaşımı sadece şikâyet için kullanmak. Ben dili en çok olumlu şeylerde etkilidir aslında. "Bugün yorgun olduğumu fark edip yemeği sen yaptığında çok rahatladım" cümlesi, bir teşekkürden daha fazlasını yapar; hangi davranışın işe yaradığını da gösterir.

Üçüncü hata ise zamanlama. Doğru kurulmuş bir cümle bile yanlış anda söylendiğinde işe yaramaz. İki taraf da öfkeliyken kimsenin dinleme kapasitesi kalmaz. Bazen en iyi hamle, cümleyi kurmaya birkaç saat sonra başlamaktır.

Alışkanlığa dönüştürmek

Bu tarz konuşma başlangıçta yapay hissettirir. Cümleyi kurarken duraksarız, sanki rol yapıyormuşuz gibi geliriz kendimize. Bu normal; her yeni beceri önce beceriksizce yapılır. Zamanla iskeletin kendisi görünmez olur ve geriye sadece daha az savunma üreten bir konuşma tarzı kalır.

Başlamak için küçük konuları seçmek iyi bir yöntem. Büyük bir kırgınlığı ilk denemede bu yolla konuşmaya çalışmak yerine, gündelik ufak sürtüşmelerde denemek daha kolaydır. Uzaktan kumanda, akşam programı, alışveriş listesi gibi düşük riskli konularda alışan dil, gerçekten gerekli olduğunda hazır olur.

Bir başka faydalı alıştırma, tartışmadan sonra sakinken cümleyi yeniden kurmayı denemek. O an nasıl söylediğimizi hatırlayıp, aynı şeyi nasıl söyleyebileceğimizi düşünmek zamanla refleksi değiştirir. Bu, geçmişi düzeltmez ama bir sonraki benzer anda hazır bir cümle bırakır.

Ben dilinin vaat etmediği bir şey de var: karşı tarafın istediğimizi yapacağını garanti etmez. Sadece söylediğimizin duyulma ihtimalini artırır. İlişkilerde de zaten yapılabilecek en gerçekçi şey budur; anlaşılmayı garanti edemeyiz ama anlaşılmayı zorlaştıran engelleri kendi elimizle kaldırabiliriz.