Leşle Beslenen Hayvanlar Neden Hastalanmaz?
İnsan için tazeliğini tamamen yitirmiş bir besin, akbaba ve sırtlan gibi türler için sorun yaratmaz. Bunun ardında çok asidik bir mide, alışkın bir bağışıklık ve kendine özgü bir bağırsak düzeni vardır.
Berrin Yalınel 4 dk okuma
Doğada bir hayvan öldüğünde bedeni uzun süre yerinde kalmaz. Akbabalar, sırtlanlar, çakallar, bazı kaplumbağa ve böcek türleri kısa sürede sahneye çıkar. İnsan için son derece riskli, kokusu bile dayanılmaz hale gelmiş bir besini bu canlılar sorunsuzca tüketir. Buradaki asıl soru, tazeliğini tamamen yitirmiş bir etin nasıl olup da bir canlıyı hasta etmediğidir. Yanıt, tek bir özellikte değil, birbirini tamamlayan birkaç uyumda saklıdır.
Bozulma Aslında Ne Demektir?
Bir canlı öldükten sonra dokularındaki savunma düzeni ortadan kalkar. O andan itibaren ortamdaki bakteriler ve mantarlar dokuyu parçalamaya başlar. Bu parçalanma sırasında yalnızca mikroorganizmalar çoğalmaz; aynı zamanda onların ürettiği kimyasal artıklar birikir. Bozulmuş besinin tehlikesi çoğu zaman bakterinin kendisinden çok bu artıklardan gelir. Tazeliğin kaybı bu yüzden kademelidir: önce koku ve doku değişir, sonra besin gerçek anlamda riskli hale gelir.
İnsanın sindirim sistemi bu artıklara karşı oldukça duyarlıdır. Bu duyarlılık bir kusur değil, koruyucu bir tercihtir. Taze besine erişebilen bir tür için bozulmuş besinden uzak durmak en güvenli yoldur ve vücut bu uzak duruşu iğrenme duygusuyla destekler. Leşle beslenen hayvanlarda ise durum tersinedir: onların besin kaynağı doğası gereği tazeliğini çoktan yitirmiş dokudur, dolayısıyla evrimsel çözümleri de bu kaynağa göre şekillenmiştir.
Çok Asidik Bir Mide
Leş tüketen kuşların ve memelilerin en bilinen özelliği, mide ortamlarının olağanüstü asidik olmasıdır. Bu ortam, besinle birlikte gelen mikroorganizmaların büyük kısmını daha sindirim başlamadan etkisiz hale getirir. Yani savunma, besin bağırsağa ulaşmadan önce devreye girer. Mide bu haliyle bir sindirim organından çok bir ön filtre gibi çalışır. Aynı besin, böyle bir filtreye sahip olmayan bir canlıda çok daha ileri bir noktaya kadar taşınır ve orada sorun yaratır.
Bu asidik ortam aynı zamanda kemik gibi sert yapıların çözünmesini de kolaylaştırır. Leşle beslenen birçok tür, etin yanı sıra kıkırdak ve kemik parçalarından da yararlanır. Böylece bir karkastan elde edilen besin miktarı artar. Doğada leş sık bulunan ve rekabetin yoğun olduğu bir kaynak olduğu için, bulunan her parçadan azami yarar sağlamak belirleyici bir avantajdır. Sindirim düzeni bu ekonomiye göre kurulmuştur.
Bağışıklık ve Bağırsak Düzeni
İkinci savunma hattı bağışıklık sistemidir. Sürekli olarak yüksek mikrop yüküyle karşılaşan bir canlının bağışıklığı, bu yükü tanımaya ve hızlı yanıt vermeye alışır. Ayrıca bu hayvanların bağırsaklarında yaşayan mikroorganizma topluluğu da kendine özgüdür. Dışarıdan gelen zararlı türlerle yer ve besin için rekabet eden bu yerleşik topluluk, istenmeyen türlerin çoğalmasını zorlaştırır. Koruma yalnızca saldırmakla değil, yeri dolu tutmakla da sağlanır.
Bu düzenin bir bedeli vardır. Bu tür bir sindirim ve bağışıklık yapısını sürdürmek enerji ister ve canlıyı belirli bir beslenme biçimine bağlar. Leşle beslenen türler bu nedenle çoğu zaman uzmanlaşmıştır; yaşam alanları, uçuş biçimleri, koku alma yetenekleri ve hatta gaga veya diş yapıları bu kaynağa göre biçimlenir. Uzmanlaşma güçlü bir avantaj sağlar, ama kaynak azaldığında aynı ölçüde kırılganlık yaratır.
Tazeliği Uzaktan Değerlendirmek
İlginç olan, bu hayvanların bozulmuş besini seçerken tamamen kayıtsız davranmamasıdır. Birçok tür, bulduğu karkasın ne durumda olduğunu değerlendirir ve mümkün olduğunda daha erken aşamadaki, yani daha az parçalanmış dokuyu tercih eder. Yani tazelik onlar için de bir ölçüttür; sadece eşiği çok daha geniştir. Bu değerlendirme genellikle koku üzerinden yapılır, çünkü bozulma süreci ilerledikçe ortama yayılan uçucu bileşiklerin bileşimi değişir ve bu değişim uzaktan algılanabilir.
Bazı kuşlar geniş alanları süzerek gözle arama yapar, bazıları ise kokuyu izleyerek yön bulur. Çoğu zaman bu iki yöntem birbirini tamamlar: yükseklerde dolaşan bir birey inişe geçtiğinde, onu izleyen diğer bireyler de aynı noktaya yönelir. Böylece bir karkas kısa sürede kalabalık bir topluluk tarafından paylaşılır. Kaynağın hızla tüketilmesi, tazeliğin en fazla kaybolduğu ileri aşamalara varılmadan işin bitmesini de sağlar.
Doğadaki İşlevi
Leşle beslenen hayvanların yaptığı iş, tek tek bireylerin beslenmesinden ibaret değildir. Ortamda kalan bir karkas, zamanla çevredeki suya ve toprağa karışabilecek bir kaynak haline gelir ve başka canlılar için risk oluşturur. Bu türler karkasları hızla ortadan kaldırarak bu riski küçültür. Yani doğada bozulmayı temizleyen bir düzen vardır ve bu düzenin görünür aktörleri çoğu zaman en az sevilen hayvanlardır.
Bu işlev, bu türlerin sayısı azaldığında hissedilir hale gelir. Karkaslar daha uzun süre yerinde kalır, başka hayvanlar bu kaynağa yönelir ve zincir farklı bir biçim alır. Doğadaki roller tek tek görünmez olsa da birbirine bağlıdır; bir halkanın zayıflaması diğerlerinde iz bırakır. Temizlik görevi üstlenen türlerin korunması bu yüzden yalnızca o türle ilgili bir mesele değildir.
Sonuç
Leşle beslenen hayvanların bozulmuş besinden zarar görmemesi bir mucize değil, uzun bir uyum sürecinin sonucudur. Çok asidik bir mide, buna alışkın bir bağışıklık, kendine özgü bir bağırsak topluluğu ve kaynağı hızlı bulup hızlı tüketen bir davranış düzeni bir arada çalışır. İnsan için tazeliğin bittiği yerde onların beslenmesi başlar; doğa aynı maddeyi iki farklı canlı için iki farklı anlama dönüştürür.